istanbul'da (3)
kaç ay geçti, şuraya sarhoş halde iki kelime yazmamışım. zamanı gelmiş demek ki. evet, sarhoşum bugün. aylardır yapmadığım bir şey yaptım: içtim. çok içtim. iyi içtim.
dünya küçük derler. öyleymiş nitekim. şu birkaç günde onu gördüm. hadi zaten aydın'la geldik, onu saymıyorum; ama insan aynı gün içinde iki bin küsür kilometre ötedeki işyerinden kaç kişiye rastlayabilir dersiniz? bende bu sorunun cevabı: 5. "ras(t)lantı diye bir şey var mi, yok mu"ya girmeyelim hiç. istanbul'da bir şey olsa, bizim yayınlar iptal olacak neredeyse, o derece!

helikopterle istanbul gezimin mimarı aydın'dı. yukarıdan çektiğim fotoğrafları bir ara eklerim mutlaka. (eklendi nihayet!) şimdi bunu yapabilecek halde değilim sanırım. sanmak ne demek, kesinlikle değilim.
bu yetmezmiş gibi asmalı mescit'te sema'yi gördüm bugün bir de. aynı meyhanede, yan masada. "pssst sema, naber?" dediğimde bir süre durdu, yüzüme baktı, düşündü, sonra da, "vayyy beee, 10 yıl geçmiş" diyerek sarıldı. ardından söylediklerini duymamış gibi yaptım: (şen çıtır bir şeydin, ne oldu sana böyle? ne biçim kilo almışsın ya!) muhabbet ettik bir süre, berlin'den, istanbul'dan; en son gayhane'de geçirdigmiz son geceden (yıl 1998) söz ettik, evine davet etti sonra -martı yavruları varmış terasında- , haziran'da köln'e geleceğini, konseri olduğunu söyledi. gideceğim elbette, ama öncesinde istanbul'da halletmem gereken bir dolu iş var ne yazık ki.
helikopterle istanbul gezimin mimarı aydın'dı. yukarıdan çektiğim fotoğrafları bir ara eklerim mutlaka. (eklendi nihayet!) şimdi bunu yapabilecek halde değilim sanırım. sanmak ne demek, kesinlikle değilim.
tiyatro festivali'nden söz edecektim güya. dün gittiğim "human writes" hakkında anlatacak çok şey var aslında ama, belki başka bir gece... nuri bilge ceylan "3 maymun"la cannes'da en iyi yönetmen ödülü almış! kendim almış gibi sevindim az önce. bu adam bana "kendine hangi yolu çizersen çiz, hayat senin için ne öngördüyse onu yaşayacaksın!" umudu veriyor. bkz. nuri bilge ceylan'ın biyografisi.
bir ses duydum bugün. yüreğimi ağzıma getiren bir ses. adım atmamı dahi engelleyen bir ses. kalbinin sesini duyarsın ya, güp güp atar yerinde, öyle oldu işte. çakıldım kaldım yerimde, "acaba?" diye. değilmiş, yürüdüm gittim sonra. ihtimaller yürek ağrıtıyor bazen. geçer diye avutuyorum kendimi.
geçer...
Etiketler: hayat, olup biten

-
rebetika posted at 09 Temmuz, 2008 12:17
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapatburaya aylar sonra uğramam yetmezmiş gibi birkaç gün evvel TRT2'de dünyanın türküsü programında izlediğim Sema'nın adının geçmesi... hayat çok garip