<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=9053947&amp;blogName=donna+quijote&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=SILVER&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fdulsinya.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fdulsinya.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>
Cumartesi, Mayıs 31

istanbul'da (4)

"bu koca sehirde insanlar ayni anda ne kadar yakin ve ne kadar uzak olabiliyorlar..."

Etiketler:

22:36 Donna Quijote | 7 sancho panza



7 sancho panza
  1. Anonymous İsimsiz posted at 01 Haziran, 2008 13:41  
    Bu ne demek şimdi?
    Doğrucu Davut


  2. Blogger Donna Quijote posted at 01 Haziran, 2008 22:58  
    uzun hikaye...


  3. Anonymous İsimsiz posted at 02 Haziran, 2008 01:19  
    anlatınız ama,
    uzun hikayeler sevilir.
    beyaz yalanlar


  4. Anonymous İsimsiz posted at 02 Haziran, 2008 19:29  
    Doğru söylüyor ama uzun hikayeler anlatılmaz yaşanır...
    Doğrucu Davut


  5. Blogger Donna Quijote posted at 02 Haziran, 2008 20:26  
    dogru soyluyorsun...


  6. Anonymous İsimsiz posted at 03 Haziran, 2008 02:01  
    boşverin şimdi yaşanmışlıkları falan,birincisi yaşandıysa hikaye
    değildir.ikincisi doğrucuları dokuz
    köyden kovarlar.siz onu bunu bırakın bakim,ruh varmı ruh?gerisi
    hikaye.
    ruhunuzu herdaim taze tutabiliyor
    musunuz?ondan haber verin.

    bilmiyorum,ancak bu blokta gizli bir cazibe var.nedendir acep,valla
    bilemiyorum.hadi bana bağımlılık
    yapmada eywallah.
    beyaz yalanlar


  7. Anonymous İsimsiz posted at 03 Haziran, 2008 09:50  
    Sen de doğru söylüyorsun...
    Doğrucu Davut


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazartesi, Mayıs 26

istanbul'da (3)



kaç ay geçti, şuraya sarhoş halde iki kelime yazmamışım. zamanı gelmiş demek ki. evet, sarhoşum bugün. aylardır yapmadığım bir şey yaptım: içtim. çok içtim. iyi içtim.  

dünya küçük derler. öyleymiş nitekim. şu birkaç günde onu gördüm. hadi zaten aydın'la geldik, onu saymıyorum; ama insan aynı gün içinde iki bin küsür kilometre ötedeki işyerinden kaç kişiye rastlayabilir dersiniz? bende bu sorunun cevabı: 5. "ras(t)lantı diye bir şey var mi, yok mu"ya girmeyelim hiç. istanbul'da bir şey olsa, bizim yayınlar iptal olacak neredeyse, o derece! 

bu yetmezmiş gibi asmalı mescit'te sema'yi gördüm bugün bir de. aynı meyhanede, yan masada. "pssst sema, naber?" dediğimde bir süre durdu, yüzüme baktı, düşündü, sonra da, "vayyy beee, 10 yıl geçmiş" diyerek sarıldı. ardından söylediklerini duymamış gibi yaptım: (şen çıtır bir şeydin, ne oldu sana böyle? ne biçim kilo almışsın ya!) muhabbet ettik bir süre, berlin'den, istanbul'dan; en son gayhane'de geçirdigmiz son geceden (yıl 1998) söz ettik, evine davet etti sonra -martı yavruları varmış terasında- , haziran'da köln'e geleceğini, konseri olduğunu söyledi. gideceğim elbette, ama öncesinde istanbul'da halletmem gereken bir dolu iş var ne yazık ki.  



helikopterle istanbul gezimin mimarı aydın'dı. yukarıdan çektiğim fotoğrafları bir ara eklerim mutlaka. (eklendi nihayet!) şimdi bunu yapabilecek halde değilim sanırım. sanmak ne demek, kesinlikle değilim.  

tiyatro festivali'nden söz edecektim güya. dün gittiğim "human writes" hakkında anlatacak çok şey var aslında ama, belki başka bir gece... nuri bilge ceylan "3 maymun"la cannes'da en iyi yönetmen ödülü almış! kendim almış gibi sevindim az önce. bu adam bana "kendine hangi yolu çizersen çiz, hayat senin için ne öngördüyse onu yaşayacaksın!" umudu veriyor. bkz. nuri bilge ceylan'ın biyografisi.  

bir ses duydum bugün. yüreğimi ağzıma getiren bir ses. adım atmamı dahi engelleyen bir ses. kalbinin sesini duyarsın ya, güp güp atar yerinde, öyle oldu işte. çakıldım kaldım yerimde, "acaba?" diye. değilmiş, yürüdüm gittim sonra. ihtimaller yürek ağrıtıyor bazen. geçer diye avutuyorum kendimi. 

geçer...


Etiketler: ,

03:15 Donna Quijote | 0 sancho panza



0 sancho panza
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Cuma, Mayıs 23

istanbul'da (2)

yarin ogleden sonra. 
istanbul'da. 
bir helikopter.
icinde ben.

Etiketler:

14:01 Donna Quijote | 3 sancho panza



3 sancho panza
  1. Anonymous goranovski posted at 24 Mayıs, 2008 00:45  
    nicün


  2. Blogger tavsan posted at 24 Mayıs, 2008 13:40  
    tamam bi onceki yazini kiskanmadim hadi neyse ama bu sefer kiskandim bak!


  3. OpenID buzcevheri posted at 24 Mayıs, 2008 15:19  
    Evet ben de merak ettim.. =)


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


istanbul'da (1)

sabahın kör vakti, daha kahvaltı bile etmeden aslıhan pasajı'nda buldum kendimi. özel bir şey aradığım yoktu, öylesine bakınıyordum. kitapları karıştırırken pek de göze çarpmayan bir köşede bir kutu buldum. almanca kitaplarla doluydu. en üstte: rosa luxemburg'dan "briefe aus dem gefaengnis", 1917'de sonia liebknecht'e cezaevinden yazdığı mektuplar. elime aldım kitabı, okuduğum ilk cümle:

"so ist das leben und so muss man es nehmen, tapfer, unverzagt und laechelnd - trotz alledem."

sonra ne zaman basıldığına bakmak için ilk sayfaya döndüm. sağ üst köşede dolmakalemle atılmış bir imza: sabahattin ali. "yok canım" diye geçirdim içimden, ama aklımda da kocaman bir "acaba?" - 1930'da basılmış kitap. 1930... rosa luxemburg öldürüldükten 13 yıl sonra, sabahattin alı öldürülmeden 18 yıl önce. ama tam da sabahattin ali'nin berlin'de yaşadığı yıl. neden olmasın? biraz çekinerek, fiyatını sordum. dükkanındaki binlerce kitabı arşivlemekle meşgul olan adam aldı benim kitabı eline, evirdi çevirdi -imzanın olduğu sayfayı saklamıştım utanmadan- ve "5 lira" dedi.  

geç keşfettiğim sabahattin ali, garip bir şekilde takip ediyor sanki beni bu aralar. imza gerçekten onun mu, yoksa biri şaka mı yaptı, bunu bilmiyorum. önce kıyaslamak için internette el yazısını aramayı düşünmedim değil, ama sonra karar verdim: aslında bunu bilmek istemiyorum. bir zamanlar sabahattin ali'nin okuduğu kitap bu, evet. bence öyle.

Etiketler:

11:47 Donna Quijote | 3 sancho panza



3 sancho panza
  1. Blogger tavsan posted at 23 Mayıs, 2008 12:59  
    cok ama cok guzel. ben almisim gibi hatta daha da mutlu oldum okuyunca. sabahattin ali, istanbul...:) ve senin icin, berlin:)


  2. Blogger skoer posted at 24 Mayıs, 2008 17:47  
    "yok canım".
    harbiden verilebilecek tek tepki bu.


  3. OpenID buzcevheri posted at 01 Haziran, 2008 14:10  
    Oha süper olaymış. Ben de eniştemden bir kitap çalmıştım. Basım yılını görünce direk ben bunu bir okuyayım dedim. ^^ Kitap 1941 basımı Upton Sinclair'in "Between two worlds" adlı bir romanı. Kitabın sayfaları resmen tarih kokuyor. Benimkinin içinde de 1944 tarihli bir imza var ama imzayı çözemedim.. =)


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazar, Mayıs 11

ruh, beden, zaman

insan vücudundaki hücrelerin 7 yılda bir yenilendiğine dair bir şeyler duydum bir yerlerde. öyle mi gerçekten? yani şu an vücudumdaki hiçbir hücre 7 yıl önce benimle değil miydi? yani şu an şu harfleri tuşladığım iki elimin yerini 7 yıl sonra aynı görünen başka iki el mi alacak? „bedenim“ dediğim şey „an“lık mı yani?

peki ya ruhum? bedenim gibi değişken mi o da? değilse eğer, bu karanlıklar hep mi benimleydi? bugün yaptıklarımı 7 yıl önce de yapar mıydım?

Etiketler: ,

23:12 Donna Quijote | 4 sancho panza



4 sancho panza
  1. Blogger etki alanı posted at 12 Mayıs, 2008 06:56  
    Ah!
    O beden neleri barındırmıyor ki!
    7 yıl değil,7 dakikada bir hücre değişiyor olmalı..Zamanında hoş gördüğümüz olaylara tepki verebiliyoruz ve asla dediğimiz birşeyin içinde bulabiliyoruz aniden kendimizi....Değişen hücreler,galiba sosyal hayatımızı da değiştiriyor...
    Ne dersin?
    İçinden çıkılası bir durum gibi görünmüyor değil mi?
    :-))
    Sevgiler,
    TüTü


  2. Blogger Donna Quijote posted at 12 Mayıs, 2008 13:36  
    yok TüTü,
    hic icinden cikilacak gibi durmuyor gercekten de.
    bu arada beyin hücrelerinin kendini yenilemedigini ögrendim. onlar olduklari gibi kaliyorlarmis. digerlerinin de yenilenme hizlari farkli farkliymis.


  3. OpenID buzcevheri posted at 14 Mayıs, 2008 13:27  
    Ee ama sen hile yapmışsın. İlk paragrafı okuyunca ona dair bir yorum yapacaktım ki ikinciyi okuyunca yorumumun maddiyatı fikriyata kaydı. Neyse ortaya karışık yapalım.

    Ben arada bir hücrelerimi öldürmeyi seviyorum. Özellikle gri hücrelerin yanması paranormal bir terapi benim için.

    Karanlık faslına gelince karanlık hep vardı, tek değişen tonu. Mesela ben şimdi bozbulanık tonlardayım..


  4. Anonymous İsimsiz posted at 04 Haziran, 2008 01:24  
    "Miskin" bunu sayfa sayfa yorumlar da... Kendi sayfasında yorumlar...


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


poema 20

şeker gibi bu gece hava. yaz gecesi gibi. balkonda otururken bu şiiri aklıma düşürecek kadar güzel. bakayım bi dedim, buldum. şimdi, ilk kez okuyor gibiyim.

"es tan corto el amor, y es tan largo el olvido."

"ne uzundur unutuş, ah ne kısadır sevda."

pablo neruda


simdi (gece 3.52) fark ettim, sait maden cevirisinde iki dize eksik.

"la misma noche que hace blanquear los mismos árboles.
nosotros, los de entonces, ya no somos los mismos."

"ve aynı gece işte, aynı ağaçlara ak düşüren.
ama biz, şu andakiler, artık aynı değiliz."

demis reha yünlüel

Etiketler:

02:31 Donna Quijote | 0 sancho panza



0 sancho panza
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Cumartesi, Mayıs 10

"aziz amca, game over, insert coin!"

Etiketler:

23:55 Donna Quijote | 0 sancho panza



0 sancho panza
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Perşembe, Mayıs 8

buradan yak



rüyamda sigara içtim. bir tane de değil, dokuz on tane, arka arkaya, fosur fosur. sonrasında koca bir pişmanlık. şimdi yatar uyursun, uyandığında unutursun nasılsa diye avuttum kendimi. uyandığımda rüyamı bile hatırlayamayacak kadar başım ağrıyordu.

sigarayı bırakalı ne kadar oldu, bilmiyorum. birkaç ay geçti, her türlü bağımlılıktan kurtulmaya çalıştığım günler olmalı. her şeyi ertelediğim gibi bunu da erteliyordum, sonra bir gün radyoda pat diye sigara yasaklandı. stüdyodan çıkmış, sabahın ilk sigarasını yakmıştım. mavi tulumlu birinin koridorda duvara monte edilmiş kültablalarını sökmeye çalıştığını gördüm. kafasını kaldırıp artık burada içmek yasak dedi. az önce söktüğü kültablasını bana uzattı; sigaramı söndürmem için elbette. yok mok dedim, inatla söndürmedim o sigarayi ama, ertesi gün bıraktım. üç saat süren yayınlar boyunca tek bir sigara içmeden duramazdım.



bu kez aynı hatayı yapmayacağım. kaç ay geçse de üstünden, ben artık bağımlı değilim, bir tane içsem bir şey olmaz demeyeceğim. beceremiyorum çünkü öyle arada bir, kahveyle beraber bir sigara tüttürmeyi“. o bir tane birkaç ay içinde günde bir paket oluveriyor.

önceleri sigarayı özletiyor diye uzak durduğum alkolle de aram yok ne zamandır. birkaç kez hayır deyince de fark ettim ki, çoğu zaman gerçekten istediğim için değil, „duruma uyduğu“ için içiyormuşum meğer.

alkol bir yana da, sigarayı bıraktığımı ne zaman hatırlasam kendimi iyi hissediyorum. demek ki diyorum, sandığım kadar güçsüz değilmişim, demek ki uygulayabildiğim kararlar da varmış. son zamanlarda verildiğiyle kalan onca karardan sonra…

Etiketler:

22:24 Donna Quijote | 1 sancho panza



1 sancho panza
  1. Anonymous janus posted at 09 Mayıs, 2008 10:44  
    ben de sigarayı bırakmayı denemiştim bir kez. bir süre de içmemiştim. şimdi devam ettiğime göre içmeye, o zaman bırakmış sayılmam zaten.

    dediğin gibi, en önemlisi, bir şeyi başardığını, kendinin hakimiyetin altında olduğunu görmek. en çok bu mutlu ediyor insanı. yoksa sağlık filan yan güzellikler. bunu yapabildiysem her şeyi yapabilirim, duygusu kaplıyor insanın içini. kesinlikle çok rahatlatıcı ve güven tazeleyici bir şey.

    tebrikler...


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Cumartesi, Mayıs 3



ayaklarım toprağa değdi bugün. biraz güneş, biraz sabahattin ali, biraz bulut seyredip benzetmece. o kadar.

ha, bir de sabah pazarda kulağıma çalınan bir diyalog:

- bana bi kiz tavlasana! („bir kilo domates alsana“ vurgusuyla)
- olur, tavlarım.

simi döndü, gördünüz mü?

Etiketler: ,

21:36 Donna Quijote | 0 sancho panza



0 sancho panza
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat



hatırlamaya çalışıyorum, olmuyor! o günden tek bir resim kalmış aklımda. bir tek an. ve o cümle. öncesi yok, sonrası yok. niye o resim? ne zaman kaybettim öncesini, sonrasını? bir anlamı var mı ya da? öylesine bir günden, öylesine bir detay. neden diğerlerine karşı galip gelir de, hala aklımda dolanır durur? peki ya sen? sen hatırlıyor musun o anı acaba.

Etiketler: ,

00:57 Donna Quijote | 2 sancho panza



2 sancho panza
  1. Anonymous İsimsiz posted at 04 Mayıs, 2008 15:57  
    Evet hatirliyorum


  2. Blogger Donna Quijote posted at 04 Mayıs, 2008 21:50  
    sevgili "isimsiz", madem hatirliyorsun, sen söyle öyleyse, niye o an?


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Cuma, Nisan 25

karşı yakadan



yürüyorum. uzun uzun. iyi geliyor.

Etiketler: ,

03:30 Donna Quijote | 6 sancho panza



6 sancho panza
  1. Blogger skoer posted at 25 Nisan, 2008 05:51  
    zaman kazandırıyor.


  2. Blogger SuGibi posted at 25 Nisan, 2008 12:38  
    bi ara o kadar çok yürüyodum ki ayaklarım su topluyodu, kayboluyodum bi de. ama unutmuşum bunu yaptığımı, seni okuyunca hatırladım.


  3. Anonymous janus posted at 25 Nisan, 2008 14:27  
    nasıl özledim; uzun uzun yürümeyi de, deniz kenarını da, 'karşıyaka'yı da... :)


  4. OpenID buzcevheri posted at 25 Nisan, 2008 15:17  
    zuperman'in ayakkabıları değil mi onlar? =)

    www.buzcevheri.com


  5. Blogger Donna Quijote posted at 26 Nisan, 2008 00:30  
    skoer, zaten her sey agir cekim bu aralar. yürüdükce daha da yavasliyor. acelem de yok gerci,

    sugibi'm, kap umut'u cik diyecegim ama, bilirim, sizin oradaki sokak köpekleriyle basin belada.

    janus, deniz nerede, camur gibi ren nerede. yine de su iyi geliyor. hep diyorum ya, gözlerini kisarak baktiginda ren'e, bogaz'a bile benzetebiliyor insan.

    buzcevheri, z degil n o. dogaüstü güclerim de yok ne yazik ki. pasladigin mim aklimda hala, ilk firsatta...


  6. Blogger terazi lastik cimnastik posted at 28 Nisan, 2008 16:44  
    Yurume P(r)atikleri
    Helsinki ilkbaharinda, butun kiyilarindaki tombul martilari es gecmeden ve yine yalniz kafamda yirmi kisi ile.. bir ben yoku, bir ben yokum.. hem yalniz hem kimsesiz ustelik yuruyorum.. buyuk kayalarina, cakil taslarina oturup butun karsi taraflara boyle bakiyorum. karakapli deftere ayni seyleri yazmaktan SIKILMISIM. hayatim adli kitabin eski bir sayfasini kacinci "tekrar..tekrar" okuyusum.. neden bu ani'ya ya da an'a takilip kalmisim.. neden korkuyorum butun "yeni" lerden. neden kaciyorum. yuruyorum Hellsinki sokaklarinda, sahillerinde Helsinki kadar yalniz ve aglamakli.. Cihangir geliyor aklima Yenikoy, Kuzguncuk.. ve kirikliklariyla birlikte hayal kirintilari.. kac kisi daha yuruyor benim gibi baska sokaklarda.. denk gelemiyorum..


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Perşembe, Nisan 24

beceremiyorum, hepsi bu...

biri çıkıyor, seneler seneler öncesinden; „pıt“ diye dokunuveriyor bir yerime. o „pıt“ pıtır pıtır oluyor bir anda; yaş oluyor, dökülüyor gözlerimden. „gördüğün ilk su birikintisine okyanus dersin“ diyor; „benden alacaklı“ diyorum; „siktir et alacaklıları“ diyor, „sen verirken hiç borç diye vermedin ki!“

ikna olmak istiyorum, ama beceremiyorum.

Etiketler:

02:18 Donna Quijote | 1 sancho panza



1 sancho panza
  1. OpenID buzcevheri posted at 25 Nisan, 2008 15:15  
    Ne kadar güzel bir anlatım.. İki kelamda şokella yapmak diye buna denir.. =)



    www.buzcevheri.com


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Çarşamba, Nisan 23

hayat çizgisi

yukarıdan bakınca her şeyi görebiliyor insan. bazen. bulut yoksa ortalarda, fırtına yoksa. sokakları ayırt edebiliyorsun, taksiler sarı böcekler gibi. ve bazen çıkış yolu, çözüm, asıl problem veya doğru sözcük yukarıdan daha net görünüyor. insanlarla „yüzleşmek“ yerine, kafalarına ve omuzlarına bakınca… karşındaki insanın tedirgin mimiklerinin, senin dikkatini dağıtmasına izin vermek yerine, harita üzerindeki istikametine göre karar verince… yanlış sokağa dönmek, fazladan bir „evet“ gibi, ya da eksik bir „evet“. 

 
kendime not:
yukarıdayken planı eline çiz. inerken yanlış yapmaktan korkma; sıradanlıktan, günlük telaşlardan, kendinden ya da zamandan korkma. indiğinde elinde bir plan olacak. terden biraz dağılmış olsa da üzerindeki çizgiler, hiç yoktan iyidir.

Etiketler:

00:06 Donna Quijote | 0 sancho panza



0 sancho panza
Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Salı, Nisan 15

heyamo'dan

telgraf

"
bak işte, kendini bıraktığın o yerde, bulan olmadı seni.


sen değil miydin en hazin masalını bile ihtişamla anlatılır kılmaya çalışıp, kendine durmadan şaşırtıcı sonlar arayan? en “buldum” ânında neyi bulduğunu anlamamaklı, etrafa çocuk gözlerle bakan peki, ikide bir korktuğu başına gelen, gözünün önündeki çukurlara düşüp duran sen değil miydin? biraz acı lazımdı sana çok değil, biraz örselenmeliydin fazla yaralanmadan, biraz canın sıkılmalıydı; ama hep acelesi olan, varacağı yeri bilmeden koşturup duran, “geldik” anda dönüşe heveslenen, aslında varacağı bir yeri de olmayan, nice gece ışıksız gözlerle, geceden güne dönen, sen değil miydin?


bazı hayat tarife uymuyor işte, zamana tutunuyor rotasız, haritasız… sorsalar, kimseye söylenmeyecek sırların olsa, içine atsan, hiç unutmasan, yine böyle bir zaman gelip çatsa, ansızın dökülmeye başlasa dilinden en çok kime uzak hissettiğin kendini, en çok hangi şehrin hangi semtini hasretle anımsadığın, en çok hangi yemeği yerken aşka daha yakın olduğun ve ağlamak için neden bunca zaman beklediğin… artık bir tarifi olsa yani şu yaşadığının, bir haritası en azından, varılmayacak olanı. ondan sonra sislerin dağılır belki, ondan sonra durursun yine durduğun yerde. ondan sonrası uzak, hem de çok uzak,

içinden telgraf direkleri geçen şehirler gibi…

bak işte, bulan olmadı seni, kendini bıraktığın o yerde. sen değil miydin sadece kelimelerle bile bir süre idare edip, sonunda o bilmediğin ama, senin içinliğinden şüphen olmayan noktasına yaşamın, bir çırpıda işte, bir anlık karanlığın ardı sıra, –artık o an ne kadar sürecekse, hangi takvime göre– aydınlanır aydınlanmaz ortalık, tam da orasına işte yaşamın, bir buluşma gibi çıkacak olan? sonrasında bir süre, uzunca hem de, hiçbir şey yapmayıp, hiçbir şey başka, düşünecek, düşünecektin…

önce öykülerini yitirmeye başlarsın, sonra resimler gider koşar gibi, en son isimler… baş başa kalırsın tarihinden arınmış, anısız gününle… sonra… ondan sonrası hep acı, ondan sonrası hep acıklı,

içinde “telgraf” geçen türküler gibi…

boş ver, dersin, neyse işte, neyse ne."

Etiketler:

23:19 Donna Quijote | 2 sancho panza



2 sancho panza
  1. Blogger Boncukçu posted at 19 Nisan, 2008 19:56  
    Bunca güzel anlatılır hüzün ama belki de arada soluklanmak gerek, kendini suyun üzerine bırakıp, dipteki taşların sesini dinleyerek sadece.


  2. Blogger terazi lastik cimnastik posted at 27 Nisan, 2008 22:09  
    Cook uzun zaman oldu biliyorum bloguma bir sey yazmayali seni dogru duzgun okuyamayali.. Yollardaydim yine.. nereden cikiyor bu yollar nereye gidiyor diyorsundur.. okuduklarin disinda hicbir sey bilmiyorsun daha... Ne cok sey var anlatacak daha ne coook yok belki... Bil ki bu terazilastikjimnastik, bu parttimelibre, ya da bu parttimesocrates ya da bu esin.. sen bana ne dersen de.. ayni yildizlarin altinda ayni yalnizlik, ayni huzun, ayni gozyasi.. ozluyorum ama hicbir seyi.. kum gibi akip gidiyor..
    okudugumda bogazimin dugumlenmesine sebep olan bu siir geldi aklima...

    Bir telli kavak büyürdü,
    Daday'ın Çiydere köyünde usuldan usuldan.
    Yerin karanlığından azad olmus,
    Aydınlık sular yürürdü ayaklarının ucundan.
    Kendi halindeydi telli kavak.
    Geceleri gökyüzüne bakarak,
    Samanyolunu düşünürdü yaprak yaprak.
    Başka şey de dilemezdi.
    En uzak rüzgarlara kaptırmıştı başını;
    Ona konmayan kuşa kuş,
    Ona değmeyen rüzgara rüzgar da denmezdi.

    Gel zaman git zaman,
    Kızını everecekti Çiydereli Halil
    Cebindeki yetmezdi.
    Bir gece sabaha karşı;
    Ver yansın ettiler baltayı ayak bileklerine Telli'nin.
    Uyanıverdi ilk vuruştan
    Aman, dedi telli kavak; kıyman!
    Sular bulandı ayaklarının ucundan,
    Yapraklar yalvardı hep bir ağızdan; vurman!

    Aman zaman dinler miydi Çiydereli Halil
    Kızını everecekti, cebindeki yetmezdi.
    Yıkılıverdi telli kavak,
    Ortasına gecenin boylu boyuncak.
    Oldu mu ya, dedi telli kavak
    Böğründe duran baltaya;
    Yaşayıp gidiyorduk şunun şurasında.
    Kim gönderecek şimdi selamını suların,
    Samanyoluna yaprak yaprak?
    Ne olacak şimdi rüzgar?
    Kuşlar nereye konacak?

    Ordan oraya atıldı telli kavak
    Elden ele satıldı.
    Boynuna dört demir takıldı
    Çankırı'ya beş mavzer atımı uzak,
    Bir tepenin duldasına çakıldı.
    Telefon direği oldu telli kavak.
    Vınladı durdu telefon telleri boynunda.
    Samanyoluna baktı geceleri.
    Suları düşündü ayaklarının ucunda,
    Yapraklarını düşündü,
    Rüzgarı düşündü avcunda,
    Gözleri dolu dolu oldu.
    Bir türkü tutturdu en sonunda;
    'Telefonun tellerine kuşlar mı konar?
    Herkes sevdiğine cicim, böyle mi yapar?'


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazar, Mart 30

"hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim."*



bazen azalir insan. niye'sini bilir, nasil'ini her gün yasarsin da, üzülmezsin buna. daha da azalmak, daha da kücülmek, kaybolmak istersin. yer yarilsin, yerin dibine gir istersin.

bazen en agir cezayi kendi kendine vermek istersin de, bunu nasil yapacagini bilemezsin. ama bilirsin ki, kendi yargicin oldugun mahkemeden gayrisi aklayamaz seni. her gün yeni bastan görülür dava. her durusmada vicdanin gelir karsina oturur. karsi tarafin sahididir kendi vicdanin. hatani bir kambur gibi sirtinda tasimaktan baska cikar yol bulamazsin.

bazen söyleyecek onca sey oldugu halde, sözcükler bogazina dizilir kalir. bilirsin; kendini zor ikna ederken sayikladiklarin, baskasina dinletemezsin.

bazen biletler alirsin. o yolculuklara hic cikamayacagini bilerek.

bazen her sey icin cok gectir artik. seni hayalini kurdugun yere götürecegini sandigin yol "cikmaz sokak" cikmistir.

bazen arinmak istersin sadece. beceremezsin, pislik üzerine yapismis gibidir.

bazen "batmis bir projedir hayatin, kör topal sonunu getirmeye calisirsin."**

* sabahattin ali - kürk mantolu madonna
** sayiklamalar

Etiketler:

23:40 Donna Quijote | 11 sancho panza



11 sancho panza
  1. Anonymous janus posted at 01 Nisan, 2008 10:53  
    bazen de bir gülüşten bir satırdan bir sözden sana düşeni aldığında aydınlanıverir her şey.
    unuttuklarını birden anımsayıverirsin .
    belki o zaman mahkeme de kendiliğinden silinir gider .


  2. Blogger doli incapax posted at 01 Nisan, 2008 12:39  
    ölünün arkasından konuşulmaz, sabahattin ali büyük adamdır hepsi kabul. ama halt etmiş "hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim." demekle. (romanı okumadım, tamamen karakterlerden bağımsız vıdı vıdı ediyorum.)

    bunlar bir intihar mektubunun satırları olabilir ancak. bu sözü sarfetmek öyle az buz bir şey değildir. bu lafın üstüne bir gün daha yaşasan, tek bir gün daha, o lafı boşa çıkardığının resmidir. umut öyle bir şey, hem "her zaman başka bir yol vardır. hep. her zaman."

    bu sözü söyleyen "bazen en agir cezayi kendi kendine vermek ister de, bunu nasil yapacagini" bulmamış mıdır sahiden?

    bir de ek not: cezayı çekmeye başladın mı ceza infaz kanuna göre kafadan büssürüsü düşüyo. tahliyen geldi donna'cığımcım.

    (1. bu bir hariçten gazel okumasıdır. 2. janus doğru söylemiştir.)


  3. Blogger Donna Quijote posted at 01 Nisan, 2008 18:37  
    doli'cim,

    alintinin bu blogda yer alma sebebi bir "intihar duyurusu" degil elbette.

    ama bu lafin üstüne yasanir bence; tek bir gün degil, haftalar, aylar, yillar yasanir. bu laftan sonrasi "bosvermislik"se, "kabullenmislik"se yasanir.

    oynadigin kumarda kirmiziya degil de siyaha yatirdiysan tüm parani, ve rulette top döne döne, atlaya ziplaya kirmiziya konduysa... bakakalirsin öylece. cikar gidersin sonra. kaybetmissindir. o masaya yatirdigin ve kaybettigin ne varsa; deger, emek, umut; artik senin olmadigini "kabullenirsin", kaybettigini "kabullenirsin". onca degeri bir daha biriktiremeyecegini bildigin (belki de öyle sandigin) icin de "bir kere" oynanan kumardir.

    ha, senin de yazdigin gibi - http://doli-incapax.blogspot.com/2008/04/neden-bahsettiini-bile-bilmediim-bir.html - umut yok mudur?
    olmaz mi?

    janus demis ya, "bazen bir satirdan sana düseni aldiginda, aydinlaniverir her sey." bu aralar saklaniyor umut yalniz.

    bunca laf ettim, aslinda baslikla son cümlesini bir araya getirince, demek istedigim daha anlasilir hale geliyor:

    "hayat ancak bir kere oynanan bir kumardir, ben onu kaybettim." ... - kör topal sonunu getirmeye calisiyorum.


  4. Blogger tavsan posted at 01 Nisan, 2008 22:10  
    Donnaaaa. Bu kadar cok istedigin sadece tiyatroysa, baska birsey yoksa, gerisi kor topal sonunu getirmekse gercekten, bence yine dene yine yenil, hep dene!
    Ya da belki, o istedigin sey bambaska noktalara dayaniyorsa, o bambaska noktalari bulup onlara dair birseyler yapmaya calis. Belki tek yol zanettigin, tek degildir. Ha, ne dersin?


  5. Blogger Donna Quijote posted at 02 Nisan, 2008 01:50  
    tavsan'cim,
    yeniden deneyebilmek icin gücü olmali insanin, gücü ve inanci. ikisi de yok bende.


  6. Blogger SuGibi posted at 02 Nisan, 2008 19:07  
    nasıl içimden geldi seni şöyle iki omzundan tutup bi sarsmak. (önce sandalyeye çıkıcam tabi)
    fiyakalı lafları bırakıp yere basıyoruz sağlamca donnacım. bu ilk yapılacak. bunu yap sonraki adımları söyleceğim ben sana. (imza: ukala eşşek)


  7. Blogger Biyonikkedi posted at 04 Nisan, 2008 11:08  
    Donna bu geçici bi durum biliyorsun dimi:))
    Hadii silkin ve kendine gel.
    TuzuKuruBiyo


  8. Anonymous İsimsiz posted at 05 Nisan, 2008 00:16  
    Bu yazı, bir blog yöneticisi tarafından kaldırılmış.


  9. Blogger etki alanı posted at 05 Nisan, 2008 07:32  
    Çok sıkıntılı gördüm sizi...
    Ama biliyorum ki,iz bile bıraksa bu sıkıntı,nihayetinde geçecek..
    Sadece anlamanız ve adım atmanız gerekiyor..
    Tecrübe konuşuyor çünkü..
    Herşeyin üstesinden geliniyor.
    Sevgiler,
    TüTü


  10. Blogger terazi lastik cimnastik posted at 05 Nisan, 2008 18:16  
    Bi arkadasim iki hafta once aldi Kucukkuyu ya goturdu beni Kazdaglarina cikartti.. Zeus un ayak izinden, bagır dedi... bagir bagiramadiklarini... bagirmak yerine kus olup ucmayi... ucup suzulup sonunda denizde kaybolmayi istedim.. bazen oluyor boyle seyler.. bazen de bazenler tukenmiyor.. tukensin istenmiyor.. kahkahalarla gulmenin yerini bukelemun gibi bakmalar alıyor dunyaya.. bir dolu sessizlige care bulunmuyor sokaklarda.. aci varsa yasaniyor.. geriye donulmuyor..ileriye bakilamiyor.. hayat "araf" tir cogu zaman.. salinir durur sarkacin bir oraya bir buraya..


  11. Blogger teyzenteyfik posted at 17 Nisan, 2008 20:34  
    Sabahattin Ali`nin romaninda bu lafi eden karakter cok hakliydi, kumari kaybetmisti. Bos tesellinin hic fayda etmeyecegi kadar acikca kaybetmisti.

    Cok sevmistim ben bu romani. Cok da üzülmüstüm hikayeye..:(


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazar, Şubat 24

asker mektubu




öldürmek istemeyen çocuklara...

Etiketler:

09:03 Donna Quijote | 1 sancho panza



1 sancho panza
  1. Blogger QM posted at 05 Mart, 2008 04:54  
    askere gitme kardes kani dokme


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Perşembe, Şubat 21

1993 - 2008

halattan yangin merdiveni tasarlamistik. her an pencereden sarkitilabilecek yangin merdiveni. 3. katta yasiyorduk cünkü. önlem almak lazimdi. kendi evimize pek de uzak olmayan sehirlerde türkleri yakiyorlardi o günlerde; mölln'de 3 kisi, solingen'de 5 kisi; haberler geliyordu. buranin bir parcasi sayarken kendimizi, "ötekiler" oldugumuzu ögreniyorduk. o gün bugündür unutmadik. böyle korkular unutulmuyor.

aradan 15 yil gecti. alman vatandasiyim artik. yine haberler geliyor. yine sagi solu yakiyorlar. "ötekiler" yine endiseliyiz. merak edenler arayip soruyorlar, "sakiniz" diyorum onlara, "abartacak bir sey yok". "sen türkiye'de yasarken endiselenmiyorsan, ben burada hic endiselenmem" demiyorum ama.

tbmm insan haklari komisyonu varmis. bir de baskani varmis. zafer üskül'müs adi. "almanya'daki türk toplumu endiseli" demis, "alman yetkililerin yanginlarin irkci saldiri olmadigi yönündeki aciklamalarindan rahatsiziz" demis, "gelismeler bazi tepkiler dogurabilir" demis.

bu konu hakkinda konusmak dahi istemiyorum aslinda, bir sey de yazmayacaktim; ama bunu duyunca dayanamadim. zafer beyin baskanligini yaptigi komisyon gözünü buralara dikecegine, daha yakinlarina baksa ya önce. merak etmesin, burada azinliklar türkiye'deki kadar "korunmasiz" degiller. yaralar yok sayilmiyor burada, ne kadar derin olsalar da iyilestirilmeye calisiliyor.

15 yil önceki yanginlarda milyonlar dökülmüstü sokaklara. günler boyunca. okuldaki sira arkadasim, komsumuz, ögretmenim, cocuklar, yaslilar, yasadigim ilcenin belediye baskani, ve hatta alman cumhurbaskani. bu kez de, ludwigshafen yangininin kundaklama olup olmadigi henüz belli olmadigi halde, alman yetkililer törenlere katildilar. normali de bu, degil mi?

peki türkiye'de? istanbul'da hrant dink, trabzon'da rahip santoro, malatya'da türk ve alman hristiyanlar. irkci, dinci saldirilarda öldürülmedi mi bu insanlar? hangisinin cenazesinde bir devlet yetkilisi vardi? ve ben neden bu cinayetlerin davalarindan dahi "adalet" umamiyorum?

sivas katliaminin, adi sani belli kilit isimleri hala korundugu icin olabilir mi örnegin? ne söylense bos sanki. bu ülkede 37 insanin yanarak can verdigi yerde, kebap yemeyi kaldiran mideler var.

Etiketler:

04:38 Donna Quijote | 1 sancho panza



1 sancho panza
  1. Blogger etki alanı posted at 18 Mart, 2008 08:59  
    Ne hoş bir blogla karşılaştım..
    Aynı fikirde olan insanlarla karşılaşmak çok sık olan bir şey değil..
    size sık sık uğrayacağımı bilin lütfen..
    TüTü


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazartesi, Şubat 4

pazar'i pazartesi'ye baglayan aksam

Etiketler:

02:31 Donna Quijote | 8 sancho panza



8 sancho panza
  1. Blogger QM posted at 07 Şubat, 2008 07:35  
    donna ne diyorsa o!


  2. Blogger REALITY posted at 07 Şubat, 2008 20:54  
    aynen katılıyorum !
    bir de bu güzel şarkının
    sözlerini bilebilseydim..
    sunny


  3. Blogger Donna Quijote posted at 07 Şubat, 2008 22:50  
    qm'cim, ah keske!

    reality, sözler söyleymis:

    ce soir mon amour
    je ne t'aime plus
    tu es plus loin que
    la distance qui nous
    sépare
    et d'autant plus
    absente que tu n'es
    nulle part
    plus étrangère que
    la première venue

    ce soir mon amour
    je ne te cherche plus
    parmi mes
    souvenirs au fond de
    ma mémoire
    je ne t'attends plus
    sur le quai d'aucune
    gare
    je me souviens à
    peine t'y avoir
    attendue

    je sais que nous
    buvions du vin après
    l'amour
    que nos nuits
    commençaient
    quand se levait le
    jour
    comme un torrent
    d'ébène tes cheveux
    sur ton cou
    et ton regard meurtri
    quand tu fais les
    yeux doux

    ce soir mon amour
    je ne te trompe plus
    avec cette fille qui
    dort à mes côtés
    j'étais seul je lui ai
    demandé de rester
    je suis seul très
    souvent et je m'y
    habitue

    ce soir mon amour
    tu ne me manques
    plus
    tu ne me manques
    pas il me manque
    d'aimer
    de ne plus être
    inutile inanimé
    de n'avoir rien à
    perdre et d'avoir tout
    perdu

    je connais ta folie je
    connais ta pudeur
    je sais qu'on se
    ressemble comme
    frère et soeur
    je connais ton odeur
    je connais ton
    parfum
    je te connais par
    coeur et je ne sais
    plus rien

    de toi mon amour
    que je n'aime plus
    sans arriver à me
    sentir enfin libre
    pareil à un danseur
    qui perdrait
    l'équilibre
    comme un prince en
    disgrâce comme un
    ange déchu

    ha, benim gibi fransizcadan bihabersen, eksi sözlük imdadina yetisir. baslik: ce soir mon amour


  4. Blogger REALITY posted at 10 Şubat, 2008 04:15  
    teşekkürler...


  5. Blogger REALITY posted at 12 Şubat, 2008 21:39  
    THE SONG OF THE WATER CARRIER


    I carry water with a donkey before me.
    Git, my monkey, git.
    I add life to the life of a thousand persons every day.
    Git, my monkey, git.

    Two cans on one side
    Two cans on the other,
    Wobbling, wobbling.
    I add life to the life of a thousand every day.
    Git, my monkey, git.

    My only possessions in this world:
    My wife, my donkey, my son.
    Git, my monkey, git.
    May God give you a long life.
    What can I do without you?
    Git, my monkey, git.

    It carries water; it becomes butter, honey,
    To my wife milk,
    The muddy water - it refreshes all.
    One hundred houses every day, one thousand heads.
    Git, my monkey, git.
    It finds life
    It finds health
    It finds abundance

    orhan veli


  6. Blogger Donna Quijote posted at 12 Şubat, 2008 21:52  
    demek "deh esegim, deh"
    hayrola reality, baglantiyi kuramadim?


  7. Blogger REALITY posted at 15 Şubat, 2008 01:57  
    yok bağlantı kurulacak bişi değil..

    bloglardan 'zeyneb'in yeri' idi
    (ya da dünyası) orhan velinin bir
    şiiri vardı,o kızcağız bu yazarı seviyor,çok ta iyi..neyse onun için
    copylemiştim,ona da verdim.,sizede.
    ondaki türkçeydi galiba,unuttum.


  8. Anonymous İsimsiz posted at 19 Şubat, 2008 01:00  
    İÇKİYE BENZER BİRŞEY

    İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
    Kötü ediyor insanı, kötü…
    Hele bir de hasretlik oldu mu serde
    Sevdiğin başka yerde
    Sen başka yerde;
    Dertli ediyor insanı, dertli.
    İçkiye benzer bir şey var bu havalarda
    Sarhoş ediyor insanı, sarhoş…:)

    Orhan Veli Kanık


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Çarşamba, Ocak 30

ninni

uy
    ku
        tut
             mu
                   yor
                         ...
                  dön
            dur
      dön
dur

ek:

christian aradi bugün.
telefon caldiginda neredeyse henüz uykuya daldigim icin acmadim. iki saat sonra telesekreterdeydi sesi: "az sonra ucaga biniyorum, öglen bir kahve icelim mi?" diyordu. bir yandan dislerimi fircalarken, bir yandan da bulusacagimiz yeri tarif ettim ona. 45 dakika sonra yanindayim derken pijamam hala üstümdeydi, gözlerim de sisti.

o "bir" kahve, "yedi sekiz" kahve oldu. bolca berlin dedikodusu yaptik. "insanlar degismiyor, cikar bunu aklindan" dedi, "bahane bulmakta üstümüze yok" dedi, "dag ve vadi insanisin sen, ova degil" dedi.

"dogru söylüyorsun" dedim.

Etiketler:

03:38 Donna Quijote | 2 sancho panza



2 sancho panza
  1. Blogger REALITY posted at 30 Ocak, 2008 21:07  
    Uyku tutmuyorsa şayet yatmadan altı
    dk.önce kırmızı şarabı hızlı için.
    Bilemiyorum belki faydası olur.
    Ancak 1 su bardağı lütfen.Bir de
    acizane;kalktığınızda 'ben bugün çok iyiyim' telkin edin..


  2. Anonymous Yurtdışı Eğitim posted at 04 Şubat, 2008 10:05  
    zaman zaman uykusuzluk her insanın derdi oluyor geçer merak etme...


Yorum Gönder veya Yorumlarý Kapat


Pazartesi, Ocak 28

gereksiz gercekler

1. sade kahve, ne süt ne seker.

2. kibris cikarmasindan bir hafta önce, bir cumartesi gecesi dogmusum. doktorum yunanmis. annem korkmus.

3. arkadaslarimi hak etmedim. yine de yanimdalar.

4. artik rüyalarimi hatirliyorum. abuk seyler görüyorum, abuk rüya tabirleri kitabi hepsine ayni yorumu yapiyor.

5. vazgecemeyecegim tek bir esyam bile yok.

6. vücudumda bir dolu benim var.

7. kimsenin son nefesinde yaninda degildim, hic ceset görmedim.

8. evden radyoya giderken 18 trafik lambasindan gecmem gerekiyor. sabah yayina giderken hepsi yesil oluyor. eve dönerken hep kirmizilara takiliyorum.

9. havaalanlarini cok severdim. artik nefret ediyorum.

10. ilk arabam kirmizi, ilk bisikletim yesildi.

11. en sevdigim oyuncagim basparmagini emen bir mon chi chi'ydi. kardesimin dogarken annemin karnindan getirdigi uzaktan kumandali sari vosvos vardi bir de.

12. her firsatta saatlerce ayni sarkiyi dinliyorum.

13. cebimde neredeyse hic nakit para olmaz. haftalarca elimin paraya degmedigi oluyor.

14. hic kemigim kirilmadi. sadece bir kez burnumu catlattim.

15. topuklu ayakkabi giymeyi severim. buralarda hic sorun degil. ama türkiye'de topuklularla yürüyebilmek ayri yetenek istiyor.

16. ilk gittigim konser, bir sezen aksu konseriydi. vokalde sertab vardi. uzayli gibi paril paril gümüs renkli bir tulum giymisti.

17. aylardir yikayip yikayip ayni kotu giyiyordum. kici yirtildi.

18. "yazi mi, ses mi" diye sorsan, yaziya icim gider, ama yine de "ses" derim.

19. "tatli mi, tuzlu mu" diye sorsan, tuzlu derim. tuzlu ve eksi.

20. sevmedigim, ama bir türlü degistiremedigim huyum: patavatsizligim.

21. dün bir karar verdim. hatta iki karar verdim. ikincisi, ilk kararimdan kimseye söz etmemek.

21. karnaval'dan korkuyorum. buradakiler, "kendini karnavala birakmadan kölnlü olamazsin" diyorlar. kölnlü olmaya hic hevesli degilim.

22. bir blogum daha var.

23. bu halimden bunaldim. yipranmis, eskimis, kirlenmis. böyle degildim. merak ettigim sey, artik hep böyle mi kalacak, geriye dönüsü yok mu bunun? adaptation'da meryl streep'in haykirdigi gibi, "yeni bir ben"e, "her seyin yolunda oldugu zamanlardaki ben"e dönmek mümkün degil mi?

24. bu ülkede ölmek istemiyorum.

25. bu listedeki bir madde "yalan".

Etiketler: ,

23:23 Donna Quijote | 11 sancho panza



11 sancho panza
  1. Blogger AluminyumFolyo posted at 29 Ocak, 2008 14:11  
    bi blogun daha olduğu yalan bence. öyle olsayd